Genel

30 May 2018

Girişimciden CEO’ya

2013 senesinde 3 kişi iyzico’yu kurduğumuzda, ben kendime “Kurucu Ortak & CEO” diyordum. Şirket son beş sene içinde ciddi bir büyüme gösterdi. Bugün 25 bin kurumsal ve 1 milyon bireysel müşteriye ödeme hizmeti veren, 120 kişinin çalıştığı bir şirket haline geldik ama benim unvanım hâlâ değişmedi. Bunun altını çizmek istiyorum çünkü start-up mülakatlarında “Her iki senede bir title’ımın değişmesi gerek” beklentisiyle görüşmeye gelen kurumsal hayattaki beyaz yakalıların en çok takıldığı konulardan biri oluyor genellikle.

Son 5 yılda unvanım değişmemesine rağmen işimin içeriği her 3- 6 ayda bir yenilendi. Bu yüzden kendimi sürekli geliştirmem ve yenilemem gerekti ve bu aslında bir girişimci için işin en etkileyici ama aynı zamanda en yorucu tarafı. Yorucu çünkü, her 3-6 ayda bir kendinizi konfor alanınızdan dışarıya itmenizi ve yeni- belki de sevmediğiniz- şeyler öğrenmenizi, yapmanızı gerektiriyor. Etkileyici çünkü, kendinizi geliştirirken yepyeni şeyler öğreniyor ve kabuk değiştiriyorsunuz.

Girişimciden CEO’ya evrim serüvenimde öğrendiğim ve dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm 4 konuya bu yazıda biraz da detaylı değinmek istiyorum.

 

Çok İyi Bir Ekip Kur ve Onlara Güven

Bir girişimci olarak ilk senelerde şirkete dair her şeyi kendin yapıyorsun. Faturalar, bütçe planlamaları, müşteri görüşmeleri, ürün geliştirmesi… Ancak işler ilerledikçe süreç içerisinde önemli konular için o işi senden çok daha iyi yapabilecek kişileri ekibe dahil edip sonra yollarından çekilmek yapılacak en doğru hamle. Bunun için her şeyden önce bir şeyi senden daha iyi yapabilecek kişiler olduğunu kabul edebilmek gerekiyor. J

Tabii ki bir CEO’nun en önemli işlerinden biri şirket için doğru insanları kazanabilmek. Başarılı bir start-up yolculuğunda ekibi büyütürken en önemli hedeflerden biri, senin şirketinden daha ötedeki şirketlerde farklı görevlerde bulunan yetenekli kişileri ekibine katabilmek. Fakat işin asıl zorlu kısmı kişiler ekibe katıldıktan sonra başlıyor ve bu da onların işlerini en iyi şekilde yapabilmeleri için delegasyon kabiliyetini oluşturmaktan geçiyor. Doğru kişiler ile çalışıyorsan onlara ne yapacaklarını değil, nereye gitmek istediğini anlatman aslında yeterli olacaktır. Ve senin de sadece o işi yapan ekibin başında olup bununla yetinebilmen çok önemli.

 

Beklentileri Netleştir ve Acımasızca Dürüst Ol

Hızlı büyüyen bir start-up’ta beklentileri sadece 12 ayda bir konuşmak yeterli olmayacaktır. Bu dünyada hedefler, engeller ve piyasa o kadar çabuk değişiyor ki ayak uydurmak için süreçleri her hafta ayarlamak, yeniden düzenlemek gerekiyor.

Değişen beklentileri varsa ilk önce ortağınla, yatırımcın ya da yönetim kurulunla netleştirirken ekibini de sürece dahil etmeyi ihmal etmemelisin. Şirketin tutkusunun ve azminin, kurucu ve CEO olarak sana bağlı olduğunu unutma. Eğer Şampiyonlar Ligi’nde oynayan bir takım olmayı hedefliyorsan Şampiyonlar Ligi kalitesine uygun oyuncular bulmalı veya ekiptekilerin o kaliteye gelmesi için onları ve kendini her gün geliştirmelisin. Ve zor da olsa iyi gitmeyen şeyleri, beklentilerin gerisinde kalan alanları açık ve doğrudan söyleyerek hedefine biraz daha yaklaşabilirsin. Aynı şekilde kendi açıklarını da görmen, göremiyorsan sana bu konuda profesyonel destek sağlayabilecek bir danışman ekibi oluşturman lazım.  Yani hem kendine hem de etrafına acımasızca dürüst olmalısın.

 

Vizyon, Misyon, Strateji 

Tahsin ve ben, 2013 senesinde iyzico’yu kurduğumuzda bizim için tek önemli şey temel bir problemi çözmekti; start-up’ların, dijital ortamda satış yapmak isteyen KOBİ’lerin sanal POS entegrasyonuyla kolay ve hızlı ödeme alabilmelerini sağlamak. Birçok start-up da işin en başında bu yaklaşımla yola çıkmıştır. Bugün dünya devi haline gelmiş hiçbir start-up -Google ve Facebook da dahil- ilk önce büyük bir vizyonla doğmamıştı.

Başarılı start-up’ların çıkış noktaları; ana bir problem ve onun çözümüdür. Ama şirket büyüdükçe oluşturduğun çözümün etkisi şirketin vizyonunu belirleyecektir. Biz, Türkiye’nin her iline ulaştırdığımız çözümlerimizle ödemeyi çok daha demokratik bir hale getirdik ve yarattığımız bu etki bugünkü vizyonumuzu belirledi. Bugün iyzico’nun farklı departmanlarında görev alan herkes “Finansal hizmetleri demokratikleştirmek ve herkese ulaşılabilir kılmak” için çalışıyor.

Bu vizyon tabii ki içerisinde biraz ütopya barındırıyor ancak bu noktada da şirketin misyonu devreye giriyor. Misyonunu gelecek 3 ila 6 sene içerisinde ulaşmak istediğin hedef olarak konumlandırıp bunu ekibine hem perspektif sunmak hem de onları törpülemek için kullanmalısın.  Bununla beraber, belirlediğin strateji ise gelecek 1-2 senenin aksiyon planını yani misyonu tamamlamak için gerekli haritayı sana verecektir.

İyi bir CEO olmanın temelinde, vizyon, misyon ve strateji oluşumunu, iletişimini çok iyi planlamak ve sağlıklı bir şekilde yapmak yatıyor. Çünkü organizasyon ancak bu şekilde büyürse sen de herkesin aynı yöne koşmasını sağlama sorumluluğunu yerine getirebilirsin.

 

CEO Olmaktansa Başarılı Olmayı Seç

Her iyi futbolcu iyi antrenör olamadığı gibi her girişimci de iyi bir CEO olamaz. Hatta belki de iyi CEO olan biri o rolde hiç mutlu olmayabilir. Şirketin değişik aşamalarında, değişik lider tiplerine ihtiyaç olacağı bir gerçek. İlk aşamada daha çok elini kirleten, enerjisi ile ekibi motive eden, karar yeteneği yüksek kişilerle çalışmak verimli olurken; şirket büyüdükçe ekip kurup yönetebilen, iletişimi güçlü, inandırıcılığı yüksek karakterlerdeki kişilere ihtiyaç duyulacaktır. Daha ileri bir aşamada ise organizasyonu yönetebilen, vizyon ve misyonu benimseyip iç ve dış iletişimini doğru yapan yani daha stratejik ekip arkadaşları organizasyonun aynı hedefe koşmasına sağlayacaktır.

Herhangi bir aşamada ideal CEO’nun siz olmama ihtimali olduğunu unutmamak gerekiyor. Genelde o an geldiğinde kurucular, şirketlerinin geleceğini kendi yetenekleri ile sınırlama hatasına düşüyor. Bence bir girişimcinin vermesi gereken en zor ama önemli kararlardan biri; dümeni ne zaman ondan daha iyi bir CEO’ya bırakması gerektiği. Bu kararı verirken sadece şirketin kurucusu ve CEO’su olarak değil, bir hissedar olarak düşünebilmek gerekiyor. Şirket ne kadar değerlenirse, senin payın da o kadar değerleneceği için makamı, koltuğu, CEO’luğu bir kenara bırakıp “Başarılı” olmayı seçmek gerekiyor. Kendini buna hazırlamak da her zaman senin sorumluluğun.

Son olarak, girişimcilik ve bununla birlikte CEO’luğun inişli çıkışlı bir ruh halini beraberinde getirdiğini kişinin kendisine hep hatırlatması gerekiyor. Dışarıdan her şey ne kadar güzel ve şatafatlı gözükse de girişimciler serüvenlerinin %80’nini paranoyaklık da içeren bir var olma kaygısıyla geçiriyor.  Buna bir de CEO’luğun getirdiği yalnızlık hissiyatı eklenince ortaya hiç de gözüktüğü gibi olmayan bir resim çıkıyor. Bu ruh halini yaşayan herkese tek önerim; etrafınızda sizi siz olduğunuz için seven ve CEO’luğunuzun fazla sökmediği birkaç kişinin olmasına dikkat edin ve daha da önemlisi, onlara zaman ayırmayı asla ihmal etmeyin.